Alevi Toplumunun Geleceği ve Örgütlülük Sorunu
Sevgili dostlar bir araya gelerek…
Bizleri bir araya getirelim,
Derinliklerde birleşelim,
Akıp gidelim,
Birlikte yürüyüş yapalım,
Allaha dayandım
Pir Sultan Abdal
Alevi toplumunun geleceği, teslimiyet ile özerklik arasında sıkışıp kaldığı bir kritik dönemeçte bulunmaktadır.
Alevi örgütlenmesi kendi yolunu çizemezse, dışardan (devlet ve siyasi iktidar) dayatılan bir geleceği yaşamak zorunda kalacaktır.
Günümüzde Alevi toplumu, tarihinin en kritik noktasında bulunmaktadır. Yıllardır “birlik” adı altında gizlenen gerçekler artık açığa çıkarılmalıdır.
Son günlerde sunulan iki belge (“Alevilerin Alevi Raporu” ve “Alevilerin Örgütlenme Manzarası Çalıştayı Sonuç Bildirisi”) sadece farklı görüşleri değil, daha büyük bir gerçeği ortaya koymaktadır:
Alevi örgütlülüğü, içeriden değil, dışarıdan (siyasi iktidarla yapılan anlaşmalarla) bölünmektedir: Bölünmenin arkasındaki, siyasi iktidarla kurulan teslimiyet ilişkisidir!
Bazılarına göre Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı devlet tarafından oluşturulan bir kazançtır: “Devlet ilk kez Aleviliği tanımıştır.”
Ancak gerçek şudur: Devlet Aleviliği tanımamıştır; onu kendi düzenine hapsederek kontrol altına almıştır! Tehdit sadece denetim altına alınmakla sınırlı değil, Hakk Muhammed Ali inancının siyasi iktidar tarafından yeniden tanımlanması ve köklerinden koparılmasıdır!
Alevi örgütlülüğü kritik bir eşiğe gelmiştir. Alevi toplumu adına rapor hazırlayanlar, zayıf düşmek yerine, temsil hakkını sınırlayan yeni bir bölünmeyi beslemektedir.
Kamuoyuna sunulan iki rapor, bu bölünmenin somut kanıtlarıdır.
***
Çağrım, sessiz kalanlara değil, sorumluluk alanlara yöneliktir.
Alevi örgütleri artık şunu açıkça anlamalıdır:
Hiçbir kuruluş, tüm Aleviler adına konuşma yetkisine sahip değildir.
İmzalar iradeyi çalmaktır! Tabanın sesi olmayan hiçbir masa başı beyan, ‘ortak irade’yi temsil edemez.
Alevi iradesi, masa başında değil, halk arasında şekillenir.
***
Devletle kurulan her ilişki, Aleviliğin özerkliğini tehdit eder; denetlenmezse teslimiyete dönüşür.
Cemevlerinin statüsü, bütçe desteği, temsil mekanizması… Bunlar sadece kazanımlar değil, denetim araçlarına dönüşebilir.
Alevi toplumu, lütuf değil, hak istiyor! Devletin sağladığı bütçeyi değil, anayasal eşitliğin her alanda hakkını istiyor!
***
Sessizlik, tarafsızlık değil; tarihsel suça ortak olmaktır.
Eğer bu iki rapora imza atmayan örgütler “biz karışmayalım” diyorsa, alınan kararlar onların adına yazılacaktır.
İtiraz etmeyen her yapı, teslim olan bir yapı olarak anılacaktır.
***
Alevi toplumu adına yürütülen görüşmeler şeffaf olmalıdır.
Kimlerle görüşülüyor?
Masada hangi talepler var?
Hangi örgütler dışlanmış durumda?
Bu soruların yanıtı verilmeden hiçbir temsil süreci meşru olamaz.
Müzakere kapalı kapılar ardında değil, kamunun önünde yapılmalıdır.
***
“Birlik” söylemi boş bir laf olamaz.
Birlik, farklılığı koruyan bir yapıya dönüşmelidir.
Birlik adına susmak, birliği değil teslimiyeti büyütür.
Aleviler, birlik ve irade paylaşımı istiyor.
***
Alevi örgütleri net tutumlarını belirlemelidir:
Devletle uyumlu, kontrol altında, şekillendirilmiş ve yeniden tanımlanmış Alevilik mi?
Yoksa kendi kaderini belirleyen özerk Alevilik mi?
Herkes bu soruları kendisine sormalı ve net bir cevap aramalıdır. Bu ertelenemez bir karardır.
Bu soru sadece siyasi değil, inançsal ve tarihsel bir sorudur.
Bu soru cevapsız kalmamalı, aksi halde cevap başkaları tarafından yazılacaktır.
***
Zaman tartışma zamanı değil, karar zamanıdır.
Şu anda yapılacak tek şey, iradeye sahip çıkmaktır.
Kimse, Alevi toplumunun geleceğini pazarlık konusu yapamaz.
Kimse, tabanın sesini imzalarla temsil edemez.
Kimse, örgütsel suskunluğu meşru sayamaz.
***
Bu durum, Alevi örgütlenmesinde ilk defa yaşanmamaktadır.
Devlet, her zaman Aleviliği tanımamış olsa da, Alevilere yönelik “temsil duvarını” inşa etmeyi başarmıştır.
Bugün o duvar yeniden inşa ediliyor; bu kez “kurumsal işbirliği” adı altında.
***
Alevi toplumu, örgütlerinden net bir tavır beklemektedir.
Ya bu süreçte sesini duyuracak ya da Aleviliğin geleceği devlet-örgüt elitleri arasında şekillenecektir.
Bugün duruşunu belirlemeyenler, yarın Alevi tarihinin dışında tutulacaktır.
Aleviler susmayacak, susmayacaktır!
Siz de susmayın.
Aleviliğin kaderi, kapalı kapılar ardında yapılan müzakerelerle değil; alanlarda, meydanlarda verilecek onurlu bir mücadele ile belirlenecektir!
