İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, barodan, “1 Nolu Baro” olarak söz eden MHP’li Levent Bülbül‘ün sözlerine, “İstanbul’da 1 Nolu Baro yok. 148 yıldır İstanbul Barosu var” yanıtını verdi.
MHP Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, Ankara ve İstanbul 1 No’lu barolarına Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısı için resmi davet gelmemesine ilişkin olarak; “Komisyon tarafından sanki kasten tercih edilmiş bir durummuş gibi kamuoyuna sunulması özellikle bazı siyasi yapılar tarafından bunun bu şekilde ifade edilmesi durumuyla karşı karşıyayız. Bu hususta zaten bizim gerekli bilgilendirmeyi yapmasını ve bu toplantıda gerek tutanaklara geçirilmesi, gerekse basının da takip edebilmesi açısından son derece kıymetli olacaktır. İstanbul 1 No’lu Baro Başkanı’nın burayı tiyatro olarak nitelendirmesi, son derece çirkin değerlendirmelerde bulunmasını da kınıyoruz” demişti.
İstanbul Baro Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, T24’e yaptığı açıklamada Bülbül’ün ‘İstanbul 1 nolu baro’ açıklamalarına tepki göstererek şöyle konuştu:
“Tabii ki siyasetçiler düzgün, temiz bir dil kullanmalılar, kullandıkları dile dikkat etmeleri gerekir. Özellikle TBMM’nin adı geçen komisyonda üye olarak görev yapan siyasetçilerin önyargılı değil öngörülü olmaları gerekir. Aynı şekilde burada görev yapan TBMM üyelerinin yalnızca eleştiri değil, öncelikle özeleştiri yapmaları gerekir. Bu belirlemeden sonra ben komisyona nasıl çağırıldığımı ve neden gitmediğimi T24 üzerinden açıkladım.
Açıkladığım sözlere karşılık kuşkusuz bana komisyon üyeleri veya başkaları yanıt verebilir ancak yanıt verirken benim söylemediğim sözlerden hareketle beni kınama tavrına girmemeleri gerekir. Böyle bir konumları bulunmamaktadır. TBMM üyesi olmak sorunlu açıklamaları meşrulaştırmaz.
Bunu özellikle belirtmek isterim; benim sözlerim bellidir, o sözlerime karşı yanıt verilebilir. Siyasetçiler sorumlu davranmalı, doğru bilgiyi kullanmalı ve bilgi kirliliğine neden olmamalı. Ayrıca İstanbul’da 1no’lu baro yok. Eğer İstanbul Barosu için bu niteleme yapılmışsa bunu düzeletelim. İstanbul Barosu vardır, 148 yıldır vardır. Özellikle TBMM’nin hukukçu üyelerinin bunu biliyor olması gerekir.
“Barış için siyasetçilerin de özeleştiri yapması gerekir”
Bu önyargılı ve suçlayıcı yaklaşım aslında böyle bir komisyonun üyeliğini yapmanın getirdiği sorumlulukla bağdaşır değildir. Çünkü biz, eleştirilerimiz yaparız ama Türkiye hukuk devletinin daimi kılınması, barışın sağlanması için ancak siyasetçilerin de bu özeleştiriyi yapmaları gerekiyor. Bir biçimde bir politikacı tarafından kınıyorsam o zaman benim üç şapkamın varlığını da hatırlatmam gerekir. Biri anayasa hukuk uzmanlığım, ikincisi yasama meclisi üyeliğim, üçüncüsü ise şu anda dünyanın emsalsiz barosu olan İstanbul Baro başkanlığımdır. Bu sıfatlarla yaptığım konuşmalarda çok özenli davranıyorum, özenli davranmak benim sorumluluğumdur. Temsil ettiğim kurumlar adına sorumluluğumdur. Bu şekilde TBMM üyesi olan kişileri de vekilleri de aynı zamanda eğer komisyon üyeliği de yapıyorlarsa daha sorumlu açıklamalar yapmaya, daha düzgün bir dil kullanmaya davet edelim.
Komisyonun ‘Hukuk, Demokrasi ve Barış Komisyonu’ adını taşıması gerektiği görüşümü de muhafaza ediyorum. Komisyon üyeliğini yapmakta olan kişilerin; hukuka aykırılar uygulaması, sürekli anayasayı ihlal eden işlemler ve eylemler dizisi karşılığında da sistematik ihlaller karşısında bir görüşleri olmalı. Bu konudaki görüşlerini ise baro başkanını ad vermeden kınamak cüretine yeltenmeleri yerine hukuksuzluk adına bir söz söyleme, tavır koyma görev ve sorumluluğunda olduklarını da hatırlatmak isterim.”
Çözüm süreci komisyonu, baroları dinliyor | TBB Başkanı Sağkan: Anayasa’ya saygı gösterilmedikçe herhangi bir sorun çözülemez
“Bugün Türkiye’de hükümet yok”
TBB Başkanı Erinç Sağkan’ın komisyonda “Anayasa’ya saygı gösterilmedikçe herhangi bir sorun çözülemez” sözlerininin MHP’li Feti Yıldız tarafından eleştirilmesini değerlendiren Kaboğlu, şunları söyledi:
“Benim de vurgu yaptığım üzere tabii ki komisyonun adının ‘Hukuk, Demokrasi ve Barış Komisyonu’ olması gerektiğiyle Anayasaya saygı örtüşüyor. Erinç Bey, haklı olarak Anayasa’ya saygıya davet etmiştir Türkiye’ yi ve haliyle TBMM’yi… Ben de her zaman yaptığım gibi yasama, yürütme ve yargı organlarını her zaman önce Anayasa’ya saygıya davet ediyorum. Erinç Bey’in tavrı doğrudur. TBMM’deki komisyon üyelerinin öncelikle bu duyarlılığı göstermeleri gerekiyor. Anayasa’ya saygı gereğini dile getirmeleri ve anayasal bilgi kirliliğinin önüne geçmek için çalışılmalı.
Anayasa değişikliği olacaksa öncelikle mevcut olana uyulmalı ve saygı gösterilmeli. Yeni anayasanın hükümet kurucu yetkinliği de gözetilmeli. Bugün Türkiye’de hükümet yok. Hükümet yokluğu birçok sorunu soyut olarak havada muhattap olmaksızın tartışmamıza neden oluyor. Söylediğimiz sözlerin muhattabı yok. Zannediyorum; bunu kendilerinin yasama ve yürütme koalisyonunun ortağı gören kişilerin de görmesi gerekiyor. Gerek Feti Yıldız’ın gerek Levent Bülbül’ün bunu görmeleri gerek. Eğer komisyon anayasaya saygıyı dile getiremeyecekse, komisyon anayasaya saygı konusunda kendisine görev yüklemeyecekse Türkiye barışı nasıl sağlanacak?”
“Barolara bir gün ayırılamıyorsa yüzeysellik var demektir”
EMEP’li İskender Bayhan’ın İstanbul Barosu’nun komisyona katılmamasına ilişkin olarak “Gelip burada ifade etselerdi” şeklindeki sözlerine de yanıt veren Kaboğlu, komisyon üyelerinin öncelikle baronun nasıl davet edildiğini sorgulaması gerektiğin vurguladı. Kaboğlu, söyle devam etti:
“Bir komisyon üyesinin aslında öncelikle komisyonu sorgulaması gerekir. Madem burada konuşsaydınız biçimindeki açıklama aslında genel bir açıklamadır. ‘Komisyona kim, nasıl gelecek, komisyondaki konumu ne olacak’ bunun bir komisyon üyesini sorgulaması gerekiyor. Neden bütün barolar davet edilmedi? İstanbul Barosu nasıl davet edildi? Bunu komisyon üyeleri sorgulamalı. İskender Bey’in de komisyon üyesi olarak bunu sorgulaması önceliklidir.
Öbür taraftan; ‘gelseydi keşke Meclis’te konuşsaydı’ gibi düşünenlere de öyle yanıt vereceğim… Çağırın bütün baroları, bir gün ayırın. İstanbul Barosu, dünya ölçeğinde bir baro ve eşsiz barodur ama Türkiye’deki tek baro İstanbul Barosu değildir. Ankara, İzmir baroları var ve ölçek olarak onları Antalya, Bursa, Eskişehir gibi sıralanıyor. Bu kadar önemli bir konuda anayasal düzenin ilga eşiğine getirildiği, geleceğe yönelik barış söylemlerinin olduğu süreçte komisyon eğer Türkiye barolarına, 81 baroya, bir gün ayıramayacaksa veya hiç değilse yarım gün ayıramayacaksa burada bir yüzeysellik var demektir. Görünüşü kurtarmak var demektir.”
Hatimoğulları’nın açıklamasını değerlendirdi: Hakkında mahkeme kararı bulunanlar tahliye edilmemişken hükümlüleri aklayan yasa kotarıp barış getireceğim demek çelişki!
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın komisyonda neden tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın dinlenmediğine dair açıklamasını da değerlendiren Kaboğlu, hakkında mahkeme kararı bulunan kişiler tahliye edilmemişken “Hükümlü, eli silahlı bulanan, silahını yakan kişileri aklayan bir yasal düzenlemeyi kotarıp toplumsal barışı getirme amacına hizmet edeceğim demek çelişki” ifadelerini kullandı.
Kaboğlu, şöyle devam etti:
“Şu anda Selahattin Demirtaş’tan başlayıp birçok tutuklu ve hükümlüye kadar genişleteceğimiz yelpaze var. Ya mahkeme kararı kesinleşmiştir fakat karar uygulanmamaktadır ya anayasal koşullar bulunmadığı halde kişi özgürlüğünden alıkonulmuştur. Bu kişiler hakkında iddianame bile hazırlanmamaktadır. Burada bütün Türkiye’nin tanık oluğu ve zaman zaman MHP vekillerinin de dile getirdiği anayasaya aykırılıkları gidermek bu kadar kolayken o karar uygulanmalı ve haksız hapiste tutulanlar serbest bırakılmalı. Mahkeme kararı gereği serbest bırakılmalılar, bu yapılamıyorsa düzenleme ile hangi amaca varacak? Mahpus kişi, Selahattin Demirtaş örneğinde olduğu gibi mahkeme suçsuzluğuna karar vermiş fakat ‘hayır, seni tahliye etmiyorum’ diyorsun. Öbür taraftan hükümlü, eli silahlı bulanan, silahını yakan kişileri aklayan bir yasal düzenlemeyi kotarıp toplumsal barışı getirme amacına hizmet edeceğim demek çelişkidir. Tutarlı bir eylemle aşmamız gerekiyor bunu. Dün tam da Siirt Barosu bu amaçla bir toplantı düzenledi. Anayasa ve toplumsal barış tartışıldı.
“81 baro başkanı çağırılsın, dinlensin”
Oradaki Siirt STK’larını, siyasal parti temsilcilerini, meslek kuruluşları temsilcilerini dinleme olanağım oldu. Şu çağrıyı bir kez daha yineliyorum; eğer 81 baro çağırılırsa örneğin; ’30 Eylül’de 81 baro başkanını çağırıyorum, dinleyeceğim’ biçiminde çağrı olursa ve öneriler dinlenirse sanırım onların önerisi de öncelikle mahkeme kararlarına, hukuka ve anayasaya saygı olur. Bu yolla düzenlemelerin amacına ulaşacağı şeklinde öneriler olacaktır. Aslında komisyonun hem meşruluğunu pekiştirecektir hem de gücünü arttıracaktır böylece komisyonun yapacağı yasal düzenleme daha kolay olacak, daha etkili bir biçimde uygulama şansına sahip olacaktır. Komisyonda CHP, DEM Parti, MHP ve AKP var. Hemen hemen Meclis’in çoğu orada, genel kurulda da bu görüşleri desteklemeli ki yapılacak yasal düzenlemeler bu partilerin uzlaşmasıyla çıkarılmalı ancak böylece demokrasi ve barış yolundaki amaçlara hizmet eder.
“Toplumda adalet yok ve hangi sabah kimin kapısının çalınacağı belli değil”
Türkiye bugün bir tür siyasetçilerin de kabul ettiği gibi üçlü hukuksuzluk sarmalı altında, hukuksuz devlet… Yani mahkemede adalet yok. Bir tür devlet; hukuktan iyice uzaklaştırıldı, toplumda adalet yok ve hangi sabah kimin kapısının çalınacağı belli değil. Ülke yağmalanıyor… Hukuksuz ülkeye doğru, tarihsel kültürel değerleriyle yargılanan bir ülke… Siirt’teki toplantıda da dile geldi. Bölgede Kürtçe adların bile silinmesi, coğrafyadan ayıklanması bunun göstergesi. Bir tür kültürel, doğal ve tarihsel değerlerin yarattığı anadolu ortak mirasının sahiplenilmesi söz konusu olmalı yoksa bir tarafta bu mirası yok eden AOÇ ‘a kadar veya anadolu uygarlıkları olsun işte kilise, camii ilişkisi ve tırnak içinde buraların millileştirilmesi gibi bu çelişkilerden arındırılmadığımız sürece ‘komisyon kurduk yasa çıkaracağız, silahlar susacak, barış gelecek’ biçimindeki iyimserlik bize büyük düş kırıklıkları getirebilir. Toplumsal barışı bir daha onarılamayacak derece zedeleyebilir.”