Fehmi Koru: İktidarın yürüttüğü seçim kampanyası iktidardan oy götürürse şaşırmayacağım

Fehmi Koru*

AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bu seçimde üçüncü kez yeniden cumhurbaşkanlığına aday gösterilmeyi başardı ve her gün bir yerlerde kalabalıklara hitap ediyor.

Cumhur İttifakı’nın seçim kampanyasında en merkezi rol ona düşmüş görünüyor.

En son Tekirdağ’da kendisini dinlemek üzere meydanı doldurmuş kalabalıklara 15 Temmuz gecesi konusunu açtığını Mehmet Yılmaz’ın yazısından öğrendim.

T24 yazarı, bu konunun açılmasının, açan aday ve partisi lehine olmadığını örneklerle anlatıyor.

Ben de aynı görüşteyim.

O sebeple de, kitleleri kendisine ve partisine oy vermeye ikna etmek üzere kullanabileceği onca konu varken, her söyleneni kabule hazır olanlarımızın bile zihninde bol miktarda soru işareti doğurmuş bir konuyu ele almasını anlamak zor.

Ancak 15 Temmuz darbe girişimi muhalefete ve özellikle rakip aday Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı kullanılmış işte. Oysa o gece darbecilere karşı gövde gösterisi için Meclis’e koşan milletvekilleri arasında CHP’lilerin sayısının hiç de az olmadığı biliniyor.

Kemal Kılıçdaroğlu da darbeye ilk karşı çıkışları yapan siyasilerdendi.

Neden konu seçim tarihi bu kadar yaklaşmışken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zihnini işgal edip diline düşüyor olabilir?

Bu soru üzerinde düşünürken aklıma ilk gelen, AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın seçim kampanyasının daha önceki seçimler öncesindeki kampanyalar kadar başarılı gözükmemesi oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan da, benim gibi, kampanyayı önceki seçimler öncesindekilerden başarısız buluyorsa, bunun sebeplerini zihninde tartarken, 15 Temmuz gecesi hain darbeye karşı direnenler arasında yetişkin oğluyla birlikte yer alan Erol Olçok’u düşünmüş olabilir.

Erol Olçok 15 Temmuz gecesi oğluyla birlikte üzerlerine açılan ateşle öldürüldü. O gece öldürülen 252 kişi arasında baba-oğul Olçok’lar da var.

Kendisini tanıyanlar ve sevenler tarafından başka özellikleri bilinse de, Erol Olçok’un en önemli özelliği, kurulduğu ilk günden başlayarak AK Parti’nin seçim kampanyalarının emanet edildiği kişi olmasıydı.

AK Parti’nin kazandığı her seçimde en büyük paylardan biri ona aitti.

Kaybı sonrasında yapılan seçimlerde AK Parti doğru dürüst kampanya yürütemiyor ve bu da sandıkta alınan sonuçlara yansıyor.

Rakiplerini zor duruma düşürmek için iktidar tarafından atılmış her adım iktidarın aleyhine çalıştı, çalışıyor.

Bir önceki seçimde (2018) muhalefetin lehine sonuç verdiği görülmüş ittifak uygulamasını işlevsiz kılmak için seçim yasasında köklü değişiklikler yaptı iktidar cephesi; en önemli değişiklik de, seçime ayrı listelerle girdiklerinde ittifak partilerinin alacağı artı oyların işe yaramaması konusuydu.

Muhalefet o engeli büyük çapta tek listeyle seçime katılarak aşmayı bildi.

Daha da önemlisi, iktidarın her seçimde büyük rakibi aleyhine tepe tepe kullandığı, seçmenlere ters gelebilecek CHP’nin tarihine dair olumsuzlukları, muhafazakar kimlikli üç partinin adaylarıyla birlikte CHP listesinde yer almaları sebebiyle, bu seçimde kullanamaz hale gelmesidir AK Parti’nin.

Erol Olçok böyle bir girişimin doğuracağı sonuçlarla ilgili uyarılarda bulunurdu gibime geliyor.

AK Parti seçim kampanyasını ‘doğru’ sıfatını önde tutan görsel çalışmalarla yürütüyor bu seçimde.

Önce ‘Doğru zaman, doğru adam’ sloganı icat edildi, sonrasında da yine aynı sıfatla kitleler iktidara oy vermeye çağrılıyor.

Pankartlar, afişler, gazete ve televizyon reklamları hep aynı sloganı taşıyor.

Bir tek bana mı öyle geliyor, bilmiyorum, ‘doğru’ sıfatı 22 yıla yaklaşan iktidar için pek cazip bir sıfat değil. Günlük hayatlarında ekonomik sıkıntılarla boğuşan kitlelere karşı kendini cazip göstermek isteyen iktidarın ‘doğru’ sözcüğünü öne çıkartan tanıtımlardan kaçınması gerekirdi diye düşünmeden edemiyorum.

Üstüne üstlük, iktidarın geçmiş icraatlarını iyi bilen bazı itirafçıların sosyal medya üzerinden aleyhte zehir zemberek açıklamalar yapıp durdukları bir sırada, o sıfat epey sırıtıyor.

Hadi, kampanya hazırlanırken itirafçılar çıkacağı öngörülememiş, Sedat Peker’in susması sağlanınca etrafın süt limana döndüğü sanılmış olabilir; peki de yeni tipler ortaya çıktığı ve izlenmeleri milyonlarla ifade edildiği halde, hala aynı sıfatın sesli-görüntülü tanıtımlarda kullanılmasına ne diyeceğiz?

Sanırım Erol Olçok ve ekibi o sıfatın kullanılmasına en başta ses çıkarmamış olsalar bile aynı sözcükte ısrara itiraz ederlerdi.

Durduk yerde, rakipleri zor duruma düşüreceği düşüncesiyle 15 Temmuz hain darbe girişimi konusunun miting meydanlarına sürülmesinin de zihinleri bulandıracağı aşikar. Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan o konuya girmekle hata ediyor.

Bu hata bence kampanyanın başarısızlığıyla doğrudan ilgili. Başarısızlık kendini iyice belli edince sebebini aramaya başlıyor Erdoğan’ın zihni, Erol Olçok’tan mahrumiyet o zaman aklına geliyor ve dili de ister istemez onun kaybına yol açan 15 Temmuz olayına kayıyor.

AK Parti’nin kampanyasında konuşmacı olarak rol alanlar arasında da dil farklılığı fazlasıyla kendini belli ediyor.

Rakiplerin mitingleri sırasında taşkınlığa sapan iktidar yanlılarının taşlı müdahalelerine verilen ilk tepkiler kitlelerde ters algılara yol açtı. Taşlayanlar neredeyse ‘kahraman’ ilan edilecekti.

Sonra ne oldu?

O yolda yapılan açıklamaların taraftar kitlelerde bile olumsuz karşılandığı görüldü.

Görüldü ve bu defa “O taşlar CHP’ye olduğu kadar bize de atılmış sayılır” tarzı benimsendi.

İlk tepkiler hataydı, onu etkisizleştirmek için sarılınan yeni söylem de doğuracağı etki açısından hatalı.

“Kılıçdaroğlu’nun uyarısı iktidarın işine yaradı, hiç değilse ‘derin sahtekarlık’ (deep fake) olarak bilinen yanlış yöntemden uzak kalındı” demeye hazırlanıyordum ki, CHP tarafından çoğaltıldığı sanılsın diye hazırlanmış o tür pankartların piyasaya sürüldüğü haberiyle karşılaştım.

“Erol Olçok bunu engellerdi” demek zorundayım.

Bu yazının özeti şu: Oy getirsin diye yürüttüğü seçim kampanyası iktidarın aleyhine çalışıyor.

*Bu yazı fehmikoru.com adresinden aynen alınmıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir